Kıl ve saç

Kıl folikülü tarafından yapılır. Kıl uzunluğu vücudun farklı bölgelerinde değişiklik gösterir fakat vücutta bütün kıllar belirli bir hızda büyür (0,3–0,4 mm/gün). Kıl uzunluğu büyüme süresine bağlıdır. Avuç içi, ayak tabanı, dudaklar, vulvanın iç dudakları ve meme uçları hariç tüm vücutta bulunurlar. Kıllar gündüze nazaran gece, soğuğa nazaran sıcakta daha hızlı büyürler. Ergenlik döneminde başlayan vücut kıllanması 50 yaşlarına kadar devam eder. En hızlı büyüme kadınlarda 16-24 yaşları arasındadır. Erkeklerde kadınlara nazaran daha çok kıl var gibi görünse de her iki cinste de tüm vücutta yaklaşık 10 milyon kıl vardır.

Saçların bazı koruyuculuk görevleri vardır. Saçların dökülmesinde genetik yatkınlık ve hormonal etki büyük yere sahiptir. Testesteron fazlalığı ya da östrojen azlığı kelliğe yol açabilmektedir. Ayrıca stres, yetersiz beslenme, çeşitli hastalıklar ve bazı dış faktörler de dökülmelere neden olabilir.

Kılların gelişimi fetal evrenin 3. ayında başlar. 5. aydan sonra saçlar ve kaşlar belirmeye başlar. Eşeye göre farklılık gösteren vücut kılları 3 grupta incelenir:

  1. Her iki eşeyde de oluşan ve pubertede oluşan kıllar: koltukaltı kılları, pubis kılları, baş kılları ve genital kıllar.
  2. Erkeklerde androjenlerin etkisi ile oluşan kıllar: Sakal, dış kulak kılları, burun kılları, omuz, sırt, göğüs, karın ve kol kılları.
  3. Her iki eşeyde de bulunan ve puberte ile ilgili olmayan kıllar: Kaşlar, kirpikler ve bacak kılları.

Vücudun bazı bölgelerindeki kıllar özel isim alırlar:

  1. Lanugo :Fetus derisindeki kıllar
  2. Capilli :Saç
  3. Supercilia :Kaş
  4. Cilia :Kirpik
  5. Barba :Sakal
  6. Tragi :Tragus’taki kıllar
  7. Vibrissae :Burun kılları
  8. Hirci :Koltuk altı kılları
  9. Pubes :Mons pubis’teki kıllar

Yağ bezleri (Glandula Sebacea)

Kıl foliküllerinden gelişerek meydana gelir. Dermiste bulunan yağ bezleri ayak tabanı ve avuç içi hariç tüm vücutta bulunurlar. Tamama yakını yağ dolu hücreler olan sebositlerden oluşmuştur. Bunlardan sebum (yağ) salgılanır. Sebun-m denilen salgılarını direk kıl foliküllerine veya deriye verirler. Sebum, kılların yağlanmasını sağlayarak derinin kurumasını önler. Sebum derinin geçirgenliğini ayarlar ve bakteri ile mantarlara karşı koruyuculuk yapar. Yağ bezleri sinirsel kontrol altında değildir. Özellikle puberte döneminde olmak üzere androjenlerin (hormon) güçlü uyarısı altındadır. Ergenlik dönemine girişte hormonal değişiklikler sonucu sebum salgısı artar. Bunun sonucunda akneler oluşur. Sebumun aynı zamanda bakteriostatik (bakteri önleyici) ve fungustikratik (mantar önleyici) özellikleri de vardır.

Ter bezleri (Glandula Sudorifera)

Hemen hemen vücudun her bölgesinde bulunurlar. Ter bezleri ekrin ve apokrin ter bezleri olarak ikiye ayrılır. Ekrin ter bezleri bütün vücutta görülür, en yaygın olanıdır. Apokrin ter bezleri koltuk altı, meme ucu ve pubik bölgede görülür. Ekrin ter bezleri gibi derinin yüzeyine açılmazlar. Yağ bezleri gibi kıl foliküllerine açılırlar. Ter bezleri, dudak kenarı, vulvanın iç dudakları, tırnak yatakları, klitoris ve penis başında bulunmazlar. Ter bezleri vücut ısısının düşürülmesinde rol oynarlar. Strese de cevap verirler. Ayrıca seksüel aktivitede de salgı yaparlar. Bütün vücut yüzeyinde dengeli olarak bulunmazlar. Bazı alanlarda sayıları diğer bölgelerden çok daha fazladır. Ter bezlerinin toplam sayısı 2–5 milyon arasında değişir. Bu bezler fiziksel yapıları, vücutta yerleşim yerleri ve fonksiyonlarına göre 3 farklı alt gurupta değerlendirilmektedir.

Apokrin Ter Bezleri

Ter bezi olarak isimlendirilmekle birlikte asıl görevleri terleme yani vücut ısı düzenlenmesi değildir. Kişiye özgü vücut kokusunun üretilmesidir.. Apokrin bezlerin kendisine özgü kokusu; içeriğindeki amonyak, yağ asitleri ve hidroksi asitlere ve bunları metabolize eden bakteriler tarafından ortaya çıkmaktadır. Ekrin ter bezlerine göre vücutta dağılımları daha azdır.  Başlıca koltuk altı, meme ve göbek deliği çevresi, kulak arkası, kalça ve kasıkta bulunurlar. Koltuk altında santimetrekarede 8-43 adet olarak ölçülmüştür. Asya ırklarında ve erkeklerde apokrin ter bezleri daha fazladır. Bu bezlerin içeriklerini deri yüzeyine atan kanalları vardır ancak ekrin ter bezlerindeki gibi direkt deriye açılmazlar. Sebase bezin kanalının hemen üzerinde pilosebase ortak kanala açılmaktadır. Ergenlik döneminde hormonların etkisi aktif hale gelmektedir.  Uyarılma sonrası 15 saniyede salınım başlamakta ancak tekrar salınımı için uzun bir süre beklenilmesi gerekmektedir. Apokrin ter bezleri kızma, ağrı ve seksuel istek gibi duygu durumlarında salgılarını arttırırlar ve deri yüzeyine bırakırlar. Bu bezler otonomik sinir sistemi, adrenerjik sinir sistemi kontrolü altındadır.

Bu bezlerin salgıları yağlı, yoğun, steril ve kokusuz yapıdadır. İçeriğinde protein, yağ ve steroidler bulunmaktadır. Sebase bezlerin kanalı ile ortak deriye açıldıkları için bu içeriğe sebum da katılmakta. Deri yüzeyine çıktığında içeriğindeki su buharlaşmakta diğer içerikleri deri yüzeyinde kalmaktadır. Şefaf, süt beyazı rengindedir ancak sürekli  değişkendir. Kişinin deri rengine, diyete ve cinsiyete göre de değişmektedir.

Apokrin bezlerde lipid ve kolestrol içeriği 20 mg/ml dir. Vücuttaki yerleşim yerine göre de miktar değişkendir. Koltuk altında 60mg/cm2 iken yüzde 100 mg/cm2’dir. Son yıllarda “apocrine secretion odour-binding proteins 1 ve 2 (ASOB1 ve ASOB2)” olmak üzere kokuya neden olan 2 molekül tanımlanmıştır. Kokudan deride bulunan floradaki korinobakteriumlar sorumludur. Apokrin bezler, ekrin ter bezlerine göre daha büyük sürekli fonksiyon halindedir. Ancak üretimleri oldukça azdır. Örneğin koltuk altında günde 1 ml’dir.

Ekrin Ter Bezleri

Vücut ısı kontrolünde terleme, ekrin ter bezleri tarafından gerçekleştirilir. Bu bezler; klitoris, glans penis, labia minör, dış kulak yolu ve dudaklar dışında tüm vücut yüzeyinde yaygın olarak bulunurlar. Erişkin bir kişide yaklaşık 1.6 ila 5 milyon arası ekrin ter bezi vardır. Yoğunluk kişiden kişiye, ırklara göre değişebilir. Ortalama 1 santimetrekarede 200 ekrin ter bezi bulunur. En yoğun olarak ayak tabanları (620±20/cm2), alın (360±60/cm2), avuç içi (300±50/cm2) ve yanaklarda (320±60/cm2) en seyrek olarak da sırtta (65±20/cm2) ve daha sonrada erkeklerde yumurtalık derisinde ve kalçalarda bulunurlar.

Ekrin ter bezleri tübüler yapıdadır. Fonksiyonel ve yapısal olarak 2 kısımdan oluşmaktadır.

Deride derin yerleşen ve kıvrımlı bölüm-sekretuvar bölüm; asıl terin yapıldığı bölümdür. Uzunluğu 4-8 mm kadardır. Burada 3 tip sekresyon hücresi saptanmıştır. Açık, koyu ve miyo-epiteliyal hücreler. Açık ve koyu hücreler terin yapımında rol oynamaktadır. Diğer hücrenin fonksiyonu henüz anlaşılamamıştır.

Kıvrımlı bölüm; derinin yüzeyine uzanan kanal bölümü. Terin deri yüzeyine atıldığı bölüm. Buraya acrosyringium denilmektedir. Bu bölümde yapılan terin içerisindeki iyonlar emilmektedir. Örneğin sodyum bu kanal içerisinde bakan hücrelerin membranlarında bulunan sodyum kanalları ile pasif olarak emilmektedir. Bu emilim hücrelerdeki Na/K-ATPase ile kontrol edilmektedir. Kloridin ise “cystic fibrosis transmembrane conductance regulator (CFTR) kanalları” tarafından emillimi düzenlenmektedir.CFTR geninde mutasyondan kaynaklanan kistik fibrozis hastalığında emilim olmadığı için terden aşırı derecede klorid atılmaktadır.

Diğer birçok bezde olduğu gibi ter bezlerinin sekretuvar bölümünde “Prekürsör sekresyon (ön ter salgısı) ”salgılanır, bundan sonra kanaldan geçerken bu sıvının bazı maddeleri emilir ve en son deri yüzeyine ter atılır. Ön ter salgısı bezin kıvrımlı bölümündeki epitel hücrelerinin aktif bir salgı ürünüdür ve bu hücrelerin üzerinde veya yakınında sonlanan kolinerjik sempatik sinir lifleri bu ter yapımını kontrol etmektedir.

Günlük terleme miktarı 10 litreye kadar ulaşabilir. Bunun % 99 su, % 0.5 mineral tuzlar (potasyum klorür, demir vs.), % 0.5 üre ve organik maddeler (kreatinin, ürik asit vb.) içermektedir. Terde kana göre daha az düzeyde glukoz, laktik asit, cıva, alkol, eter bulunabilmektedir. Terle atılan glikoz konsantrasyonu kan plazma seviyesinin %1 inden daha azdır.

Terle bol miktarda sodyum klorür kaybedildiğinden salgılama olayı esnasında ter bezlerinin sodyum ve klorü nasıl kullandıklarını bilmek önem taşır. Terleme hızı çok düşük olduğundan terdeki sodyum ve klor konsantrasyonları da düşüktür. Çünkü prekürsör sekresyon vücut yüzeyine erişinceye kadar bu iyonlar geri emilmektedir. Diğer taraftan terleme hızı gittikçe arttığında sodyum klorürün kanaldan geri emilimi artmadığından terdeki sodyum konsantrasyonu hemen hemen plazma düzeyine yükselebilmektedir.

Terle sodyum kaybını aldosteron hormonu düzenlemektedir. Uzun süre fazla terleyen kişilerde terlemenin artmasına karşın terde sodyum klorür konsantrasyonu düşmektedir. Bu adaptasyon muhtemelen aldosteron artışına bağlıdır.

Terle makul miktarda kaybedilen diğer maddeler arasında üre, laktik asit, bikarbonat ve potasyum, sodyum, klor iyonları sayılabilir. Ter sekresyonunun düşük hızlarında bütün bu maddelerin konsantrasyonları çok düşük olabilir fakat yüksek sekresyon hızlarında üre konsantrasyonu plazmadakinin iki misli, laktik asit dört misli ve potasyum 1.2 misli civarındadır. Amonyak miktarı apokrin terdekine oranla 10 kat azdır.

Terde bikarbonat terin pH’ını düzenlemektedir. Azaldığında ter pH 5 in altına düşmekte yani ter asitleşmektedir. Ter içerisinde 3% oranında aminoasitler de bulunmaktadır. Bunlar serbest aminoasitlerdir ve aminler şeklinde bulunmaktadır. Sadece kadınlarda terde proline gösterilmiştir. Terle birlikte birçok protein ve peptidlerde deri yüzeyine salınmaktadır( cysteine proteinases, DNAse I, lysozyme, Zn-a2-glycoprotein, cysteine-rich secretory protein-3 ve dermcidin gibi). Özellikle dermcidin (DCD) antimikrobial peptiddir ve derinin savunmasında rol oynamaktadır.

Ekrin ter bezleri postganglionik sempatik sinir fiberleri tarafından uyarılmaktadır. Bu uyarılmada noradrenalin-asetilkolin sorumludur. Ekrin ter bezlerinde muskarinik asetilkolin reseptör alt tipleri de yer almaktadır. Ekrin ter bezleri kolinerjik uyarımlar dışında beta 2 adrenerjik uyarılara da cevap vermektedir. Adrenerjik uyarım ile terleme cevabı kolinerjikten daha zayıftır. Ayrıca ekrin ter bezlerinde vasoactive intestinal polypeptide, epidermal growth factor, vanilloid ve nikotinik asetilkolin reseptörleri saptanmıştır.

Apoekrin Ter Bezleri

Form olarak, ekrin ve apokrin ter bezlerine benzer. Aslında ikisinin karışım formudur. Ancak ekrin ter bezleri gibi kendi kanalları ile deriye açılırlar. Doğumla birlikte vardır ancak aopkrin bezler gibi ergenlik döneminde aktif hale geçmektedir. Ergenlik döneminde ekrin ter bezlerinden farklılaştıklarına inanılmaktadır. Koltuk altında, anogenital bölgede saptanmıştır. Koltuk altında ter bezlerinin % 50 sinden fazlasını oluşturmaktadır ve bu alanın aşırı terlemesinden sorumludur.  Ekrin ter bezlerinden 10 kat daha fazla ter yapmaktadır.

Sinirler

Deri çok gelişmiş bir sinirsel yapıya sahiptir. Dermal (deri ile ilgili) /epidermal (epidermisle ilgili) bileşkede bulunan sinir lifleri, genellikle özelleşmemiş ve serbest uçludur. His duyularının birçoğu, bu özelleşmemiş sinir uçları ile iletilir. Fakat bazı gelişmiş sinir uçları, basınç ve ısıyı da iletebilir. Sadece deriye özel olan bir his duyumu ise kaşıntıdır. Kaşıntı epidermiste ağrı reseptörlerinin (uçları) uyarılması ile olur. Dermisteki reseptörler uyarılırsa oluşan cevaba ağrı adı verilir. Küçük bir uyarı ile başlayan kaşıntı uyarının şiddeti arttıkça acıya dönüşebilir.

Derinin Damarları

Kan damarları

Hipodermis’ten gelen arterler hipodermis-dermis sınırında geniş bir damar ağı yaparlar (derin pleksus). Buradan çıkan yan dallar deri eklerine ulaşarak bunların beslenmesini sağlarlar. Dermis içerisinde ilerleyen esas ana kollar, stratum papillare’de daha ince bir pleksus ağı meydana getirirler (yüzeyel pleksus). Bu son pleksustan çıkan arterioller, stratum papillare içerisinde terminal kapillerler halinde son bulurlar. Terminal kapillerler venöz kapillerlere dönüşür, venöz kanı toplayan venüller, arterlerle paralel şekilde geriye dönerler.

Lenf damarları

Derinin lenf sistemi Stratum spinosum’daki hücreler arası boşluktan başlar. Stratum papillare’de ilk lenf kapillerleri oluşur, daha büyük damarlara dönüşür ve hipodermis altında genel lenf sistemine ulaşır. Lenf damarları, kan damarları ile paralel şekilde uzanır.

Tırnak

Tırnaklar da tıpkı kıllar gibi epidermisin uzantılarıdır. El ve ayakların distal falanksları üzerindeki saydam, konveks keratin oluşumlardır. Tırnağın en proksimal bölümünde, deri altındaki matriks ve bunun beyaz renkli bir yarımay şeklinde görebildiğimiz kısmı olan lunula tırnağın büyümesini sağlar. Tırnak cisminin üzerinde oturduğu bölüme hiponisyum, tırnağı çepeçevre saran zara eponisyum denir. Tırnaklar hem koruma hem de duyuların parmak uçları ile alınmasında rol oynarlar. Keratin tabakası oldukça yoğundur. Aslında şeffaf görünüme sahip olan tırnaklar, altındaki doku nedeniyle pembe görünürler. El tırnakları ayak tırnaklarından daha hızlı bir şekilde, haftada yaklaşık 0.5 mm kadar uzarlar. İlerleyen yıllara bağlı olarak kıl ve tırnak büyüme hızı yavaşlar. Parmak uçlarını koruyan sert keratin tabakasından oluşan deri ekidir. Epidermisin corneum tabakasından saçların uzamasıyla aynı şekilde uzar.